8 Ağustos 2019 Perşembe

HIRE ME INNOCENT

29.07.2020

Dear innocent,

This is the second time I'm applying to Regulatory Affairs position in your company because I can't simply give up, it's my dream to work in innocent. As you can see, my actions speak louder than my resume.. I'm only hoping that this time you'd click on the link and come visit this post and see how determined I am, not in a creepy way of course.

If you feel too lazy to read my first attempt to communicate with you (below), here is a recap for you: I thought it would be a fun idea to bring you here and pretend like this is my cover letter so I bragged about myself IN MY OWN BLOG. Still a better love story than the Notebook.

Apparently you weren't so impressed and I have received this generic e-mail from your recruitment team saying that I was OK but you had better options to move forward with. I didn't want to delete the post just to keep it as a memory and now that I saw another open position, in my field, I thought hey I'm just gonna update the first post and see where it's gonna take me.

So. Hire me this time, I guess?

Best regards,
Merve

----

Dear innocent,

HELLO

this is a pretty private blog, I used to be a famous blogger but then I got bored of all the attention and pressure so decided to leave that little fake world and started to write here.

OK I lied, only 2 guys that I was once in love with know this blog, not to be a drama queen or anything but I suspect sometimes they come here and try to catch up with my life (millenials call it "stalking" these days).

Anyways. There goes my cover letter.

I really really hope you guys go an extra mile to click this blog because I'm about to tell you a heart warming story.

First time I came across to your company's name, I was in a supermarket in Ireland. It was very cold outside and your smoothies were wearing adorable little hats. Now, I'm a romantic person and this sensitivity is gonna be the end of me. But I don't care, never engaged myself with a brand like this before and I felt so proud of being your fan girl ever since.

When I see the job position, and needles to mention I'm a killer regulatory affairs professional, I just had to go for it.

I wish you guys knew I'm the one for you, just as I know you're the one for me.

So what else... Yeah, hire me I guess.

P.S: I think the title of this blog post looks like a good old punk song.

Best regards,
Merve

24 Aralık 2016 Cumartesi

senden bana

I made you laugh
I made you cry

I made you open up your eyes

didn't I?

I helped you open out your wings
your legs

and many other things

didn't I?

14 Aralık 2016 Çarşamba

sanki

her şey bir Tiziano Ferro şarkısına dönüştü, kırık dökük saçlarımda patladı

8 Aralık 2016 Perşembe

supposed to be


[On what love is like]

You know how when you're listening to music playing from another room? And you're singing along because it's a tune that you really love? When a door closes or a train passes so you can't hear the music anymore, but you sing along anyway... then, no matter how much time passes, when you hear the music again you're still in exact same time with it. That's what it's like.

29 Kasım 2016 Salı

ne derler

Kasvet indi, indi, biraz daha indi. Daha fazla inemeyince vücudumun şeklini aldı. Orada öyle kurabiye adam kalıbı gibi, kasvet kalıbından figürüm elde edildi. O figürle ne yaparsanız yapın ey dünyadaki tüm insanlar. Allayın beni pullayın beni, vitrinlerinize koyun. Bir çocuğun eline verin beni. Şuursuzca sevileyim, zalimce tüketileyim, arkaya bile bakılmasın, ben kırıntı kırıntı azalayım.

Bütün bu olaylar bitince, şöyle omuzlarım gerçek omuzlar şeklini alınca yani. Bir şeyler yapalım. Bir çak yapalım mesela. Çak beee. Nasıl da bitti her şey. Taptaze oldu ekmek. Mükemmel sıcaklığa ulaştı bir bardak süt. Artık yapılacak herhangi bir şey utanmaz yeşil rengi bundan sonra.

Güzelim ruhumu ellerimle bağladığım ve sefere yolladığım şu iğrenç lunapark oyuncağı, ellerim kırılsaydı. Düşmanımın başına gelmesin diyeceğim her şey, gerçekten baya samimi söylemişim ki herhalde, düşmanımın başına hakikaten gelmedi, süper bir geometriyle döne ve döne frizbi oldu, geldi beni buldu. Gerçi, 6 yaşında başıma gelen korkunç olayı bilen bilir. Tek düşmanım, terliklerimizin aynı olacağı tuttuğu ve beni kendi terliklerini çalmakla suçlayan çirkin random kız. Ne biççim açıldı ağzım, hayatımın en büyük şaşkınlığını oracıkta edindim. Suçlamaya bak, ilk başta net bir saflıkla üzüldüm, mental yaşımı ortaya koyan bir "aşkolsun" oldu ilk tepkim. Sonra, bi kere mantıksız, çaldığım terliklerini yanıbaşında giyecek kadar vizyonsuz bir çocuk olduğumu sanmandan mıdır nedir random çirkin kız, sen bana yapılacak bütün kötülüklerin toplamıydın benim için bundan böyle. O noktadan sonra başka da düşman biriktirmedim. Zaten birkaç yıla kalmadan da süpermarketten jelibon çaldım. Sisteme verdiğim ilk reaksiyon bu olmasa da, hatırı sayılır bir ilktir.

Hislerim çok değişikleşti. Her şeye ve hiçbir şeye karşı aynı anda inanılmaz ilgiliyim. Ayaklarım ve kulaklarım son zamanlardaki favorim. Patates kızartmasına daha çok vakit ayırıyorum. Canım istediğinde mesela, görüşüyoruz. Soğuk çok fazla canımı sıkamıyor, üşümemeye karar veriyorum. Ya inanılmaz bir şey bu, nakite dönüştürebilsem yapmayı istediğim her şeyi yapabilirim. Birkaç anı satsam mesela. Elden çıkartsam, o anılara sahip olmayanlara gitseler. Kendime yeni anılar çözerim zaten, hiçbir zaman problem olmadı övünmek gibi olmasın.

Yersiz göz dolmaları, biber dolmaları, kollarımın dizlerini sarması, lahana sarması.

Güzelliğin on par'etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa



Gaz verile verile yerinde fırıl fırıl dönen tekerleri toprağı delen bir arabayım. Yaş 25,8.

Hala başlamadı be.

Uzunları yaktım da, hala başla-ya-madı.

15 Kasım 2016 Salı

I am a train

I didn't know i was a train

29 Ekim 2016 Cumartesi

ben yine

bir salonum olsun, giriş kat evde
tam orada bir sokak lambası
pembe-turuncu ışık perdeden kesilip parça parça insin
o salon öyle duruyor olsun
ben eve geleyim
salonun ortasına oturup
hüngür hüngür ağlayayım
değişen her şeye ve tüm hislere
hatta hiç değişmeyeceklere
oturup bir güzel ağlayayım


3 Temmuz 2016 Pazar

I asked for the weather

You made me feel comfortable
and in love.

17 Mayıs 2016 Salı

Eööaaa..One should not say "what have I become", one should say "what will I become"... Yani.

Salak salak akademik gururlar yaşarken buluyorum kendimi.
Aklına takılan öylesine bir konuda araştırma yaparken, o konuda yazılmış en baba paper'ın başında diz dize göz göze çalıştığın hocanın ismini görüvermek gibi gibi.
Böyle şeyler benim midemi büzüş büzüş etmezdi.
Ama artık maydonoz da sever oldum zaten.
Bütün bunlar, yeni çıkılan katlar.

29 Ekim 2015 Perşembe

ben senin sokağına ulaşamam, dardayım


kaybederken aslında çok güzel hissediyorum. 
insan belirli bir hatayı birden fazla tekrarlayınca, güçsüzlüğünde boğuluyor.
üç kereden fazla tekrarlayınca, ipleri olduğu gibi orada kim varsa ona bırakıyor, apar topar sahneyi terk ediyor. artık tadı kaçıyor
o noktadan sonra ben kendi hayatımı ondan bundan daha farklı bir şekilde izlemiyorum
bir şeyler oluyor ya, günlük hayatta benimle konuşan herkesin sesi en az 2 yastığın altından geliyor
bir türlü çekilmiyor önümden insanlar, göremiyorum görmem gerekenleri
sık sık fren ve gazın yerlerini değiştirdikleri arabaları sürüyorum rüyamda
gözüm gibi baktığım apartman bitkisine böcekler üşüşmüş, adalet neresinde bu işin
apartman demişken, komşularımın ışıkları hep yanıyor geceleri bir kez bile birini gördüm mü diye sorun, hayır. bazen, kafamda yalnızlığımı kapatmaya çalıştığım için o ışıkları açıyormuşum ama hayal gücüm yeteri kadar hararetli olmadığı için bir türlü insan formunda gerçek komşular yaratamıyormuşum gibi bir düşünce alıyor beni
bir insanı, başka başka annelerin yavrularını uyuttuğu ninnilerin dilinde iletişim kurmaya zorlamanın ne alemi var, o insan iflah olur mu?
bir yandan da, seni o kızla görenler olmuş
çarpık gülümsedim
nerede olduğunu bir türlü göremediğiniz bangır bangır patlayan havai fişekler kadar sinir bozucu
ama gelgelelim,
bundan banane değil mi


29 Eylül 2015 Salı

geri gelemeyecekler listesi

cümleleri, hisleri, elleri, dizleri
köşeleri, koridorları, buzdolabı kapakları
kopan kornişleri, hiç kullanılmayan tüplü televizyonları
şuna gülüşü ve ona gülüşünün arasındaki farkı
esnemesini, hapşurmasını, uyurken elini kıvırıp yüzünün neresine koyduğunu
sevişmeleri serinleten küçük vantilatörü

hangi şehire gidersen git, bütün plakçılarda aradığını da
ekle


16 Eylül 2015 Çarşamba

water the flowers keşke

Ev sahipleri neden bu odaya klima koymuş? bir fikirle çıkageliyorum. Frank Sinatra'nın bir gün bile Napoli'ye uğradığını sanmıyorum. uğradıysa da burada uyanmamış oldğuınu varsayıyorum. çünkü burası asıl "hiç uyumayan" şehirdir. dev pencerelerini açarsan odan inanılmaz estetik görünür. hem hava alırsın, güzel olur. ama. ammmaan allahım. bu ne gürültü. kapat kapat. şimdi de sıcak rahat vermiyor. ne yapmalı. hem camlar kapalı kulak sağlığını korumak hem sıcaktan pelteleşmemek için ne yapmalı. KLİMA!!!

bu da ev sahibimin, ve bu şehirdeki birçok ev sahibinin "klima koysak mı yaaee..??..." sorunsalını nasıl çözdüklerinin hikayesi.

yine de güzel. sokaklar kirli. şarap ucuz. peynir eriyince o denli uzuyor. çamaşırlar kurusa da iplerde illa ki birkaç gün bekletiliyor. insanlar renkli ve gürültülü.  tüm şehir balat.

içinizdeki yalnızlığı serinletmenin bir yolu bu yüzyılda keşfedilmedi ama dayanın.
bir gün o da çıkar.

14 Temmuz 2015 Salı

çok kezinci yanılgı

sana şu saatten sonra ne gevelesem aşk mektubu olacak zaten
çünkü birkaç kez lafın geçti, sağa baktım
sola
aya
ağaca
ayak ucuma
evirdim çevirdim, tarttım paketledim
gözlerimi kıstım
dudağımı geveledim
teslim edemedim
aklımdaki seni
yaşanılan her şeyi ve herhangi bir şeyi
kimseye anlatamadım, teknoloji henüz ona yetmiyordu
en küçük ayrıntılar es geçilecekse, anlatmaya çalışmaya hiç gerek yoktu.
bizim olanlara saygısızlığa, gerek yoktu
sustum, konuyu çok güzel değiştirdim
aklımdaki seni kopyalayıp
kopyayı kitleyip alıp başımı gittiğimden
aklımda olmayan seni ve kopyayı ne zaman karşılaştırsam
aradaki fark canımı yaktı
hayır hayır
sana olan zaafımı sen bile bilmiyorsun artık
bilen son kişi öldüğü için bir daha hiç konuşulmayacak bir dil oldun, atmosfere süzüldün
umduklarım yuttuklarım oldu
sevgimden bahsetmem yasak oldu
o şarkı da başkalarının oldu
bana mı öyle geliyor yoksa
varlığın şu dünyada derin bir nefes alıp bir sonraki toplu taşımaya binip
kısıtlı uzaklıklara gitme güdümü mü bastırıyor
velhasıl göğsümdeki şu ağrı ondan kaynaklı
tamamen fiziksel
yabancıyken nasıl sevilen oldun
sevilenken yabancı
aptal bir kitabın içinde beni unuttun

13 Nisan 2015 Pazartesi

Bella raga, come butta?

30 Mart 2015 Pazartesi

taze söğüt dalı

Odanın bir köşesi sana ait.
Müzik güzel değil, bize öyle geliyor.
Madem sordun söyleyeyim,
Gözlerin bozuk değil, bir tek beni görüyor.
Parmak uçların omurgama dokunduğunda birkaç kapı açılır.
Güvenlik böyle aşılır.
Bir şey anlatıyorum, bitiremiyorum, aklıma bir başka şey geliyor, ondan başlıyorum
Bu arada sence çok mu konuşuyorum?
Cevabımı alıyorum, neden bahsettim sonra hiç hatırlamıyorum
Sen de bira bardakları çalıyormuşsun, bana hemen ipsiz sapsız hayaller kurmak düşüyor
Bir sepet temiz çamaşırmışsın gibi görüyorum şimdi seni
Kuruman için astığım oda birden eve dönüşüveriyor
Ne isen artık,
Ben evi terkedeli,
Uyuduğum her yerde geceleri parmak ucunda tuvalete kalkalı,
Hiçbir duvara çivi çakmayalı,
Kapıyı açınca anahtarı gelişi güzel fırlatmayalı,
kaç zaman oldu..
Ama sanki orada büyümüşüm gibi.
Tezgahta gördüğüm kivi hep benimmiş gibi.
Şurası kafanı koyduğun yer, şurası da benim nefes almamı sağlayan yer.
Gözlerin bozuk değil, ikisi de aynı yer.

26 Mart 2015 Perşembe

bir sersemliktir almış başını gidiyor yine

Ben senin gideceğini hiç göremedim.
Yanından da hiç ayrılmadım halbuki.
Sen, “bir sabah uyandığımda yoktun” değil, “bekledim bekledim o akşam eve gelmedin” de değil.
Sen küt diye yok oldun.
Böyle sihir gibi. Gerçek olmayan gibi. Anlatsam inanmazlar gibi. Sanki ben aklımı yitirmişim gibi. Gittiğin gerçeğiyle başa çıkamadığım için değil. Nasıl gittiğinin içinden çıkamadığım için.
Sen. Küt diye.
Aklım karmakarışık kaldı arkandan. Düşündüm durdum.
Gözlerini kapattığın zamanlarda bir terslik buldum.
Şimdi anlıyorum. Sen valizini topluyormuşsun gözlerini kapattığında.
Odalara veda ediyormuşsun teker teker.
Hangi kupayı yanında götüreceğine karar veriyormuşsun.
Diş fırçan zaten eskimişmiş, yenisini alırmışsın, o kalsınmış.
Japon balığı desen, bana seni hatırlatırmış.

Halının üzerinde çıplak ayak sesin kaldı.
Gecenin bir yarısı aniden çıtırdayan televizyonla beni başbaşa bıraktın.
Ritmine alışılması birkaç saat alan çok notalı damlatan musluğun son bestesini kaçırdın.
Anlamıyorum, buralarda olan bitenleri hiç öğrenemeyecek olma gerçeğine nasıl katlanıyorsun?

O gözler bu yüzden kapanıyordu, ben elimi ensende gezdirdim diye sanırken..


Yatakta da gözlerin kapanır haliyle, ama saygısızlık etmeyeyim ona şimdi, tarifsiz güzel uyurdun.

8 Mart 2015 Pazar

ama ah sizin bir de şu unutkanlığınız yok mu

Tek hayalimin, o yaz birkaç kere lunaparka gidebilmek olduğu yıllar
Daha fazlasını istemekle alakası yok, çünkü daha fazlası yok
her şey olması gerektiği miktarda, mükemmel ölçüde dolu tüm köşeleri beynimin
Yeri geliyor ölesiye kırıldığın aptallıkları düşünüyorsun, küçümsüyorsun gözlerini kısıyorsun her şeyi küçültüyorsun çünkü.
Sonsuzluğu bir an'da yakalayıp oraya kilitleyebileceğini sanan kız çok önceki fırtınalardan birinde tutunamadı uçtu gitti başka diyarlara, hafifçeydi zaten.
Şimdilerde yaptığın şeylerin hepsi durmakla ilgili.
Her şeyi biraz durdurabilmek amacıyla yapıyorsun
İşlerin hızını kaybetmesini istiyorsun
Yaşlana yaşlana uyuyorsun
Kaybettiklerini sonsuza kadar kaybetmemek umudu içindesin bir parça hep
Sanki hikaye daha bitmemiş, hikayenin tam ortasındaymışsın gibi hissediyorsun ya, o yüzden daha tam neyi kaybedip kaybetmediğin kesinleşene kadar üzülmeyi reddediyormuşsun.
Yedek klübelerini evin yapmışsın, dinlediğin birkaç grubun posterini, seni ifade ettiğini düşündüğün birkaç filmin özlü sözünü yapıştırmışsın duvarlarına.
Seni oradan kopartıp almak isteyenlere de.
Öyle çok şey yapmak istemişsin ki onlara, planlayamamışsın, tepki veremeden çekip almışlar seni.
Büyük oynayıp küçük küçük kaybederek uzun periyotlu bir hüzne kapılmışsın.
Seni tanıyan bir allahın kulu yokmuş gibi etrafta, bu seni rahatsız etmiyormuş çünkü sen zaten alışmışsın, büyük bir olay gibi gelmiyormuş.
Ta ki birisi sen ona sigarayı bırakmayı düşündüğünü söyledikten sonra sana tam destek verene kadar
Tam desteği de şöyle verene kadar "Sen istediğin şeyi yaparsın, yeter ki iste"
O an bir nefes çekmişsin içine. Oh demişsin. Bu benim bayadır hissetmediğim bir şey.
Beni yeterince tanıyor, tanıdığı yetmiyor bir de emin oluyor, sonra bunu dile getiriyor.
Bu, bir ilaçtır değerli okuyucu.
Bu her insanın düzenli alması gereken bir ilaçtır ama size bunu kimse şimdiye kadar söylememiştir.
İlacı almayı kestikten sonra belirtileri görmeye başlarsınız, isimlendiremezsiniz ama bir hastalığınız vardır artık.
Çok uzun süre sonra ilacı tesadüfen aldığınızda fark edersiniz ancak, eksikliğiymiş bunca zaman sizi hırpalayan.
Artık iyisiniz,
devam ediniz.

4 Mart 2015 Çarşamba

Mutlulugumu ve nesemi bircok insanla paylasabilirim, cunku bu benim bircok insanin yaninda cok rahat olmami saglar, bircok insanin da bana eslik etmesini normallestirir.
Huzunlu oldugum zamanlar, huzun diyorum naifligine siginarak kelimenin, huzunden keyif almanin insani bir icgudu oldugunu aciklayamadim cunku ben onlara, belki kelime darligindan, belki enerji yoksunlugundan, belki "anlatmaya nereden baslanir ki simdi"den, belki..
Huzunlu oldugum zamanlar, insanlari kaciriyorum. Sanki faturanin odenmesinin son gunuymus, sanki kutuphaneden alinan kitabi tam o gun teslim etmeleri gerekiyormus gibi, insanlarin aceleyle terk etmesini sagliyorum.
Bir allahin kulu kalmiyor, serinligini kullanacagim.
Kafam yaniyor, kafam.
Masa var orada. Tahta serinligi.
Yasla kafani.
O agacin nereden gelip nereye gittigini dinle.
Zaman gecsin.
Sen bir agac ile umulmaz bir muhabbete dal oracikta.
Herkes gitsin.
Faturalar varsa odenecek, kitaplar varsa teslim edilecek, varsin gitsinler.
Mutluluk tabii ki paylasildikca gercektir.
Siz huznu paylasmaya hic yanasmadiniz ki.




3 Mart 2015 Salı

Ama nasil iyiyim boyle

Ben baya iyi bir insanim ya. Boyle.pamuk gibiyim. Ama karsimda salak bir insan var. Assiri salak ve anlamiyor hicbir seyin degerini, o yonde. Ama anlayabildigi tek sey benim cok iyi oldugum. Onu biliyor bana accayip saygi falan duyuyor. Ama salak, o yonde yani. Neyse sonra kabul ediyorum ben de. Kafami sallayip sevmeye devam ediyorum. Ama doviz farki gibi isliyor bu aramiza. Cok cok yazik oluyor benim miktarima. Olsun. O insan inanamiyor benim nasil iyi olduguma. Cok sansli hissediyor kendini, hayatinda ben oldugum icin.
Ama ben, hep iyiydim zaten.
Sadece iyiligimi yanlis tuvallere boyuyorum hep.
Yanlis tuvali ben sectim.

edit: çok sarhoştum

28 Şubat 2015 Cumartesi

olacağı belli

sözcük bulamıyordum, kafamı patlatıyordum, tüm parçalarını geri topluyordum da o sözcüğü bir türlü bulamıyordum. sözcüğü bulamayınca o insanı sözcüksüz bırakmak olmazdı, uymayan bir sözcük çekip çıkartıp eline tutuşturuyordum o insanın. sonra alıp konumlandırıyordum içimde. al başına belayı. kaçırmak istemiyorsun fırsatı. onun yerine yanlış konumlandırmayı göz alıyorsun. büyük bok yedin. içinden çıkamıyorsun. içinden çıksan dışarıda karşılaşacaklarından korkuyorsun. vakit yakıyorsun, güzel ısınıyorsun. o insanı olduramıyorsun, kapı dışarı ediyorsun, kapıyı kapatman lazımken azıcık açık bırakıyorsun, merdivene oturup bekliyorsun. buraya kadar anlaşılmıştır galiba. merdivene oturuyorsun, saçların 3 kez daha uzun şimdikinden. üzerinde başka bir mevsimin kıyafetleri var, onlardan hiçbirini alamadın yanına çünkü sana hepsini 20 kilo ile sınırlı tutmanı söyledi tercih ettiğin hava yolu. hepsini derken hayatını. şimdiki hayatını olsa sadece yine iyi, ama ileride sahip olacağın muhtemel hayatının da parçalarını 20 kilo ile sınırlı tutman gerekiyor. bunu yaptıysam diye düşünüyorsun şu dünyada beni hiçbir şey yıkamaz, hiçbir değişiklik keyfimi kaçırmaz. yanılıyorsun. yine vakit yakıyorsun, bu kez arkanı dönüyorsun biraz da orası ısınsın. bir arkadaşın çakmağını kaybetti diye feryat figan. of diyorsun öğrenememiş çakmaklara alışılmaması gerektiğini. çakmağa alışır mı insan. ya biri alır cebine indirir, ya şıp diye gazı biter- ki şöyle bi havaya kaldırıp sallayıp iyice bakarsın gazına, hala bir sürü vardır, bu allahın belası niye çalışmıyordur- ya da bir yerlerde bırakırsın. kafan güzeldir. kafanı. kafanı patlatıyorsun, ama o sözcüğü bir türlü bulamıyorsun. e bunları yeni anlattım. anlatacaklarımın hepsini bitirdim.
herkese, her şeyi, anlattım, bitti.