28 Kasım 2014 Cuma

there is blood on your legs, i love you

iyi olmak zorunda değil
gözlerin böyle yanmak zorunda değil
o şarkı tam o anda çalmasa daha iyi olabilir
hiçbir yere varmayabilir
olabilir
yaprağın biri mevsimleri karıştırıp kar gibi süzülebilir
kalabalıktan birisi son sigarasını saklamış olabilir
o an için umutlar beslemiş gibidir
kapısını çekerken
seninle paylaşmış olabilir
sigarayı devralmadan elin havada önce onun yüzünü süzmüş olabilirsin
birkaç saniyede yağan yaprağı yüzündeki sokak lambası gölgesinden yakalamış olabilirsin
başlamayı her denediğinde
yarıda bile kalmayı elde edememiş
ellerindeki havaya fırlatıp
onlar öylece dururken zamanı dondurup
yan kapıdan komşu evrene saklanmış
olabilirsin

25 Kasım 2014 Salı

konuşmalarına fırsat veriyorsun
haricimdeki herkese siyah beyazken
içinin parçalarını projektörden izliyor, yorumluyor orospu çocukları
elektriğe bağımlı anıların
bir bilsen ben nasıl el değmemiş manzaralara karşı dinliyorum seni
yok sayıyoruz yoksa anlatırdım elbet burdaki bulanıklıkları
netlikleri de bir o kadar
su birikintisinde aradığım yansımayı engelliyor diye bir ağacı kesmeyi düşündüm bugün
tiksindim ne biçim
odama döndüm, ağustosa döndüm
en büyük zaferlerle en kaçınılmaz hayal kırıklıklarının arasındaki mesafe
bir şarkılık kadar bile değil
unutamıyorum
odadaki fil, sahiplenemediğimiz uzun yılları temsilen aramızda.

24 Kasım 2014 Pazartesi

öptüğünde enseden
onlarca korsan dizlerinden
titreye titreye
çatallaştığını çok iyi bildikleri seslerini bir kez bile denemeden
avaz avaz böyle
"kara göründü!"
öptüğünde
enseden

23 Kasım 2014 Pazar

sana uzak memleketlerden bahsedenlerin
dili tutulsun

20 Kasım 2014 Perşembe

gelgelelim

Bir hayat ancak bu kadar hızlı bitebilirdi.
Hayata dahil olan herkes çıkan son fırtınada birbirinden olabilecek en uzak noktalara itildi.
Hepsi farklı saatlerde batan güneşe karşı sigaralarını içlerine çekerken
Bitenin ve gidenin arkasından düşünmekle meşgul.
Hepsi bir parça üzgün.
Hepsinin kilometrelerle alıp veremedikleri var.
Bir ormana girsem, razı olan bir ağaç kessem, yontsam bir masa yapsam.
Akşama benden uzak olanları o masada toplasam.
Her şey aynı kalsa, düşen tüm yaprakları tek tek yerlerine taksam.
Favori mevsimimi değiştirmekten bıktım ve tek istediğim spesifik bir hırkanın cebi.

8 Kasım 2014 Cumartesi

bugün kendime taktığım çelmeler

zifiri karanlığın saat 18:00 versiyonu
çok kilometre uzakta çok yalnız bir şehir olarak kuruyorum artık oraları zihnimde
yalnız olan kendim esasen, yalnızlığı şehirlerle paylaşmak edebi çıkarlarıma hizmet ediyor
bak şimdi, seni bırakmak en bayat parçasıydı ekmeğin
yeni doğmuş bir bebek gibi, saflık falan hikaye
ne yapacağını bilememek, hiçbir hayatta kalma bilgisine sahip olamamak, muhtaçlaşmak, jelleşmesi kemiklerinin içinde
çok zaman geçmemişti ama hemen dünyamı etrafında yoğunlaştırmaya başlamıştım dev bir sopayla
durmadan, durmadan sana indirgiyordum elimde ne kadar evren parçası varsa
edindiğim tüm tecrübeler, koşa koşa eteklerimde
sana getiriyordum, beraber izliyorduk gök ekranında
tüm şarap şişelerini topluyordum zihnimde
tüm küllükleri içimde bir yerlere boşaltıyordum, farkında mıydın
hiç kimseyi mükelleştiremiyorum, sebepsiz çabam iliklerime kadar yoruyor
son zamanlarda yerçekimi kafamı yastığa düşürüveriyor
yediğim tokat hala suratımda kıpkırmızı, kirpiklerim uzamıyor
dev halıya sırtüstü yatıp tavanda bulut avlamak
taksilere gece yarıları haksız ödemeler yapmak
tek bir öpücük uğruna katlanılan tüm pasaport kontrolleri ve türbülanslar
kimsenin göremeyeceği vücut parçalarına izler bırakmak
izler iyileştiğinde bir parça üzülmek
bitirmek
olabilecek en tatlı-acı şekilde bitirmek ki
tüm bu tecrübenin sonunda, beynindeki kısa devrelerin yaptığı seslerin, bir noktadan sonra, dünyanın en eşsiz müziği gibi gelmesi.
bir daha çal.
sonra bir kere daha.