31 Aralık 2014 Çarşamba

ulan her şey ne değişikleşti ya.

27 Aralık 2014 Cumartesi

sınav 10 üzerinden

en üzeceği yerden vurdu
en üzeceği yeri çok iyi bilirdi
yıllarca üzerimde gezindi, topraklarımı avuçlarında test etti
yer kabuğunun altında durmadan enerji pompalanan
gelişmekte olan bir uzak doğu ülkesiydim
pembe yapraklı kendine has vişne ağaçlarım ya da
sahip olamadıklarım üzerine söylenmiş alçak gönüllü melodilerim
kimsenin umurunda değildi
gidecek olana hiç sarılmamak biraz sarılmaktan daha mı iyiydi (5 puan)
kendini hiç affedemeyeceğin bir şey yapmana rağmen başkalarının seni affetmesi 
o zehir gibi tat
daha çok sigara daha çok iç bulantısı
antibiyotik alkol etkileşimi kadar zararsız birkaç detay mutfakta yoğunlaşıyor
mutfakta mesela çok hüzünlü bir arkadaşın altını kapatmayı unutmuşum, arkadaş yanıyor.
bırakalım bütün bunları da
pahalanan dövizler ve birlikte uyanılan sabahlar arasındaki ilgiyi açıklayınız (5 puan)
en üzeceği yer, 
hayallerine çarpan dirseğim, kendi etrafında hızla dengesizce dönen 
hayaller hayaller
beceriksiz kollarım
tutamadığım hayaller
halının üzerinde
kristal parçalara ayrıldı
izin ver açıklayayım, vallahi
benim dirseğim çarptı acelem vardı, o yüzden kırdım hayalleri.
"dirseğin çarptı diye suçlamadım ki ben seni, hayalleri de boşver, senin suçun acelenin olmasıydı."

16 Aralık 2014 Salı

işte ozzaman

I know that we're lost
but soon
we'll be found.

15 Aralık 2014 Pazartesi

biliyorum, biliyorum korkuyorum,
sarhoşum ve yorgunum
ve yürüdüğüm şehir, yürüdüğüm şehir
beni yutuyormuş gibi hissediyorum
ellerim cebimde
bir gölge gibi hissediyorum
bir gölge gibi
hissediyorum

korkuyorum
hata yapmış olmaktan korkuyorum
burda benim için hiçbir şey yok
bana zamanında söylediğin şeyler
bana zamanında düşündürttüğün şeyler
kulağımda rüzgar gibi
uzun kahverengi saçlarımda kümeleniyor

hiçkimsenin umurunda olmayan gölgeler gibi hissediyorum
kulağıma ne fısıldadın?
bulmayı istediğim neyi söyledin bana?
bulmamı istediğin cevap neydi?
hiçbir yalan yok, yalan yok, yalan yok

bir şeyleri geri getir
biraz kendin, biraz herkes için
sen ve tüm parçaların
beni getiren sen ve tüm parçaların
bana verdiğin tüm aşk kalmamı sağlayacak kadar güçlü ve şimdi her şey düzelecek

13 Aralık 2014 Cumartesi

1 Aralık 2014 Pazartesi

amsterdam

havalar çok soğumaya başladı, havalar. şu sandalyeyi yaksam da artık başka yerlere de oturmayı başarabilsem. daha dün sapsarıydı yapraklar. kim bölmüş mevsimleri, nasıl bilebilmişler tam şu gün sonbahar bitiyor tam şu gün havalar soğumaya başlıyor, havalar.
hayatlar da soğumaya başlıyor belirli bir noktadan sonra. bi bok toparlayamıyorum kafamda. zaman olmadı düşünmeye.
ama tur rehberi konuşuyor bir yandan.
"bu köprünün altında öpüşen çiftler sonsuza kadar beraber olmaya söz verirler."
öpecek kimsen yok tam köprünün altından geçerken.
bir yabancıyı öpsen, çok mu ayıp.
sonra o yabancıdan özür dilesen, pardon sizi sonsuzluğa süreklediğim için desen.
yabancı, sorun değil dese, "zaten sonsuzluk abartılan bir şey"
çoktan geçtiniz köprüyü, etraf aydınlandı birden, ordan anlıyorsun.
haritanın farklı bölgeleriyle ilgileniyorsunuz artık.
öpücüğü geri alamıyorsun.

28 Kasım 2014 Cuma

there is blood on your legs, i love you

iyi olmak zorunda değil
gözlerin böyle yanmak zorunda değil
o şarkı tam o anda çalmasa daha iyi olabilir
hiçbir yere varmayabilir
olabilir
yaprağın biri mevsimleri karıştırıp kar gibi süzülebilir
kalabalıktan birisi son sigarasını saklamış olabilir
o an için umutlar beslemiş gibidir
kapısını çekerken
seninle paylaşmış olabilir
sigarayı devralmadan elin havada önce onun yüzünü süzmüş olabilirsin
birkaç saniyede yağan yaprağı yüzündeki sokak lambası gölgesinden yakalamış olabilirsin
başlamayı her denediğinde
yarıda bile kalmayı elde edememiş
ellerindeki havaya fırlatıp
onlar öylece dururken zamanı dondurup
yan kapıdan komşu evrene saklanmış
olabilirsin

25 Kasım 2014 Salı

konuşmalarına fırsat veriyorsun
haricimdeki herkese siyah beyazken
içinin parçalarını projektörden izliyor, yorumluyor orospu çocukları
elektriğe bağımlı anıların
bir bilsen ben nasıl el değmemiş manzaralara karşı dinliyorum seni
yok sayıyoruz yoksa anlatırdım elbet burdaki bulanıklıkları
netlikleri de bir o kadar
su birikintisinde aradığım yansımayı engelliyor diye bir ağacı kesmeyi düşündüm bugün
tiksindim ne biçim
odama döndüm, ağustosa döndüm
en büyük zaferlerle en kaçınılmaz hayal kırıklıklarının arasındaki mesafe
bir şarkılık kadar bile değil
unutamıyorum
odadaki fil, sahiplenemediğimiz uzun yılları temsilen aramızda.

24 Kasım 2014 Pazartesi

öptüğünde enseden
onlarca korsan dizlerinden
titreye titreye
çatallaştığını çok iyi bildikleri seslerini bir kez bile denemeden
avaz avaz böyle
"kara göründü!"
öptüğünde
enseden

23 Kasım 2014 Pazar

sana uzak memleketlerden bahsedenlerin
dili tutulsun

20 Kasım 2014 Perşembe

gelgelelim

Bir hayat ancak bu kadar hızlı bitebilirdi.
Hayata dahil olan herkes çıkan son fırtınada birbirinden olabilecek en uzak noktalara itildi.
Hepsi farklı saatlerde batan güneşe karşı sigaralarını içlerine çekerken
Bitenin ve gidenin arkasından düşünmekle meşgul.
Hepsi bir parça üzgün.
Hepsinin kilometrelerle alıp veremedikleri var.
Bir ormana girsem, razı olan bir ağaç kessem, yontsam bir masa yapsam.
Akşama benden uzak olanları o masada toplasam.
Her şey aynı kalsa, düşen tüm yaprakları tek tek yerlerine taksam.
Favori mevsimimi değiştirmekten bıktım ve tek istediğim spesifik bir hırkanın cebi.

8 Kasım 2014 Cumartesi

bugün kendime taktığım çelmeler

zifiri karanlığın saat 18:00 versiyonu
çok kilometre uzakta çok yalnız bir şehir olarak kuruyorum artık oraları zihnimde
yalnız olan kendim esasen, yalnızlığı şehirlerle paylaşmak edebi çıkarlarıma hizmet ediyor
bak şimdi, seni bırakmak en bayat parçasıydı ekmeğin
yeni doğmuş bir bebek gibi, saflık falan hikaye
ne yapacağını bilememek, hiçbir hayatta kalma bilgisine sahip olamamak, muhtaçlaşmak, jelleşmesi kemiklerinin içinde
çok zaman geçmemişti ama hemen dünyamı etrafında yoğunlaştırmaya başlamıştım dev bir sopayla
durmadan, durmadan sana indirgiyordum elimde ne kadar evren parçası varsa
edindiğim tüm tecrübeler, koşa koşa eteklerimde
sana getiriyordum, beraber izliyorduk gök ekranında
tüm şarap şişelerini topluyordum zihnimde
tüm küllükleri içimde bir yerlere boşaltıyordum, farkında mıydın
hiç kimseyi mükelleştiremiyorum, sebepsiz çabam iliklerime kadar yoruyor
son zamanlarda yerçekimi kafamı yastığa düşürüveriyor
yediğim tokat hala suratımda kıpkırmızı, kirpiklerim uzamıyor
dev halıya sırtüstü yatıp tavanda bulut avlamak
taksilere gece yarıları haksız ödemeler yapmak
tek bir öpücük uğruna katlanılan tüm pasaport kontrolleri ve türbülanslar
kimsenin göremeyeceği vücut parçalarına izler bırakmak
izler iyileştiğinde bir parça üzülmek
bitirmek
olabilecek en tatlı-acı şekilde bitirmek ki
tüm bu tecrübenin sonunda, beynindeki kısa devrelerin yaptığı seslerin, bir noktadan sonra, dünyanın en eşsiz müziği gibi gelmesi.
bir daha çal.
sonra bir kere daha.

29 Ekim 2014 Çarşamba

Let me sleep tonight on your couch 
and 
remember the smell of the fabric of your simple city dress.

20 Ekim 2014 Pazartesi

There was something poetic about loving strangers, that night.
You touched each other's wounds, closed your eyes, watched the memories; that night.
There were walking giants all over her body, that night.
Thousands of planets slid through his eyes, that night.
Your hands could make love for hours, that night.
You could hide the whole universe in his right-cheek dimple, that night.
But it was all you had.
And this is the story of why you hate the sun, since then.

19 Ekim 2014 Pazar

bi keresinde bu şarkıda öpüşmüştük.
Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem,
Değişir gözlerinin rengi.

5 Ekim 2014 Pazar

this is how you spend your sundays

first he changed his feelings
and then he had to change his room
it's like they weren't allowed to sleep in the way they slept before (the bed was too small anyway)
I was automatically a stranger now
Like it's possible to be more stranger in this town

2 Ekim 2014 Perşembe

learn the difference

"Beni kimse senin gibi sevmeyecek" temalı şarkıların hepsinden maksimum etkileniyorum.
"Beni kimse senin kadar sevmeyecek" temalı şarkıları ise baya dandik buluyorum.

1 Ekim 2014 Çarşamba





Tren ufukta göründü, gelmek üzereydi.
Bunu kaçırsaydık bir sonraki treni 25 dakika beklemek zorunda kalacaktık
Çakmağımı düşürdüm yüksek demir parmaklıkların ayırdığı bahçeye
Bir iki kıpırdandım, kolum uzanmadı
Boşverdim
Hiçbir şey demeden parmaklıklara tırmanıp öbür tarafa geçti, hemen çakmağı aldı.
Tren durmuştu, yaklaşık 10 saniyemiz vardı
Hızlıca parmaklıklara tekrar tırmanıp hiç falso vermeden yanıma atladı
Kolumdan tuttu, son anda bindik trene.
Hayretler içerisinde baktım ona
8 yaşında olsam, körkütük aşık olurdum o an
Ama 8 yaşında bende çakmak ne arasın

25 Eylül 2014 Perşembe




I felt like shit before
But when I think of my baby leaving
I can't take this smell no more

21 Eylül 2014 Pazar





umduğunu bulamayanlara gelsin

14 Eylül 2014 Pazar

Of ama nasıl değersiz kendisiyle ilgili şeyler.
Yine de oldurmaya çalışıyorum.
Derinliklere derinlik katan bana özel gözlüklerimi takıp, baştan aşağıya tarıyorum.
Yok ve yok ve yok.
Detaylarda yaşamak çok sıkıcı ve ben uzağı görememenin ekmeğini fazlasıyla yedim.
Bitmeyecek tek şey ellerim ve ayaklarım.
İçimdeki konforsuz şeyler artıyor.
Benim olmayan her şey aklıma geliyor.
Hepsine teker teker 5 dakika ayırıp üzülüyorum.
Günün sonunda çok yoruluyorum, sabaha hazırlanamadan uykuya yakalanıyorum.

12 Eylül 2014 Cuma

Bastille'in solistine çok fena aşığım ve bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok.
SO SAD.

7 Eylül 2014 Pazar

Ne kadar zararlı kitaplar okuyorsun
Zararlı kitaplarını okumak için şehrin belirli noktalarını belirliyorsun
Sadece şiddet uyguladığında çalışan elektronik aletlerle dolu odana dönüyorsun
Yaklaşık 5 yıldır dövme yaptırmak istiyorsun
Bu aralar sabahları kendini tabağa bırakılmış poşet çay cesetleri gibi hissediyorsun
Kaç zaman oldu, hala unutabildiğin için kendini bir türlü sevemiyorsun
Unutuyorsun, o adamın adı neydi sokakta inleyerek gitar çalan, söylemişti adını, sen unutuyorsun
Bu aralar, böylesin.
Yine de çok uzaklara gitme, o taraflarda radyo istasyonları hep cızırtılı

6 Eylül 2014 Cumartesi

i don't want google translate to be involved this time.

a sweet good night in a language that i have no idea.
a breathe in - will take the night to a completely different place
a breathe out- let the heads stay on the grass for a while
when the morning comes we're turning into lonely friends
but I keep knocking on his door at nights

31 Ağustos 2014 Pazar




içimdeki manyaklığın sözlere döküldüğünde ne kadar şirin olduğunu görüyor musunuz?

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Of gömün beni 90'lara da kurtulayım.
Ajda Pekkan'ın 45'likleri Paris'e çok yakışıyor.
Yaşayıp gidiyoruz öyle.

22 Ağustos 2014 Cuma

uzay

Şimdi sana "öyle şey"lerle gelmeyeyim desem
Sana gelecek başka şeylerim yok
Sana bir şeylerle gelinmesi de şart bir yandan
Sana ellerim boş gelmeye kalksam
Sonra
Sana o boş ellerle neler yapsam

17 Ağustos 2014 Pazar

bu da böyle

Birileri sigaralarımızı bozmuş o gece
İlk ellerindi, nereye gideceklerini bilirlerdi
Çok kritik bir konuşma bekliyordu bizi
Yerine ağladım
Bana bakamıyordun
İndirimden aldığımız mumlar tam verimle
Biz uyandığımızda gördük, en çok onlar istememiş terk etmeyi
Peçete nasıl emiyor parkedeki şarabı, dünyanın en ilginç ikinci manzarası
Yatağının odadaki konumu ve dikkatsiz sevişmeler arasındaki bağlantı
İkimizin bildiği tüm sırlar
Parmaklarımın arasından sıyrılıp
Güneşte patlıyor

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Sükuneti bulamadım
Yağmurda dışarı çıktım
Beynimi zangır zangır titretmek için kafamı sırılsıklam ıslatıyordum
Birisi senin kalabalıkta kaybolduğunu söyledi
O zaman anlamamıştım
Şimdi de anlamış değilim

İçi geçmiş sandalyede oturup pembe tavşanlar içerken düşündüğün kişi ben miydim?

Ve herkes gitmişti
Sokağın aşağısına dikmiş gözlerini bakıyordun çünkü sinir krizi geçirmemeye çalışıyordun
Yağmur gibi değildi daha çok deniz gibiydi
Bu acıyı ben istemedim, kendiliğinden geldi
Fırtınayı seviyorum ama şimşekten hoşlanmıyorum
Tüm o sular çok çabuk ortaya çıkıyor, çok korkutucu

Ve herkes gitmişti
Sokağın aşağısına dikmiş gözlerimi bakıyordum çünkü sinir krizi geçirmemeye çalışıyordum

Sağlam altındım
Kavgadaydım
Mahvolmuş gibi görünenden geri dönüyordum
O kadar uzaktan geldiğini göremedim
Kafamı bir çevirdim ki, oradasın

Şimdi benimle dans etmek istemene çok şaşırdım
Tam da senin etrafında olmadığın bir hayatı yaşamaya alışıyordum
Şimdi benimle dans etmek istemene çok şaşırdım
Hep seni yerden çok yükseğe kaldırdığımı söylemişsindir

Sen beni görmedin ben parçalanıyordum
Ben beyaz kızlar parkının kalabalığında beyaz bir kızdım
Sen beni görmedin ben parçalanıyordum
Ben kalbi kırık bir insanın televizyon versiyonuydum

Dedin ki acısız olurdu karanlıkta bir iğne

2 Ağustos 2014 Cumartesi

O şarkıyı bu kadar sevip de bir yere, bir insana ait olamamak çok komik geliyor.
Hayattaki her şey komik.
Saçım da komik son günlerde.

29 Temmuz 2014 Salı

Abim, 1,5 yaşındaki dünyanın en tatlı bebeği olan yeğenimin babası. 31 yaşında.
Bugün onlardaydık. Mutfağa gidip kendine bir çay koydu. Hmmmfffsss hmmmffsss koltuğa oturdu, saatine baktı, eline kumandayı aldı. İçeriye, eşine seslendi:
"Baby Tv kaçtaydı??"
Sanırım olası bir kuşak çatışmasının önüne geçmeye çalışıyor.......

25 Temmuz 2014 Cuma

ganzenrozıs

Az önce annemin balkondaki saksı gülünde sigara söndürürken elime diken battı.
Hak ettiğimi düşünüyorum.

21 Temmuz 2014 Pazartesi


ellerimde kanlar ve yanaklarımda saçlar vardı.

25 haftadır traş olmamıştım.

pencereyi kırıp açtım, arka koltukta silahım vardı.

rıhtım sokağında 65 ile gidiyordun.

ve beni arabayla bırakabileceğin konusunda sana güvenebileceğimi biliyordum.

tıpkı okyanus'un gelgit konusunda ay'a güvendiği gibi.

ve sen "bi keresinde 14 yaşımdayken birinin öldürüldüğünü gördüm." dedin.

ve ben de "nerelerdeydim bilmiyorsun" dedim.

sen güneye doğru ilerliyordun, yiyecek bir şeyler arıyorduk.

aklına takılan bir şarkı vardı ve şarkı iyi değildi.

nakaratı çok ucuzdu "aşıklar su geçirmez" gibi bir şey.

arabanın üst penceresinden palmiye ağaçlarına uzanıyordum.

ve burda California'da benzinin ne kadar pahalı olduğunu düşündüm.

dedin ki "geçmişini arkada bırak ve her şey düze çıkacak"

dedim ki "nerelerdeydim bilmiyorsun."

sonra birayla dolu deponu hatırladın.

arabayı park ettin ve "david hadi birer bira içelim" dedin

ayakların çıplak kuma adım attın.

deli gibi açtım ve fıstık ezmeli ekmekten daha fazlasına ihtiyacım olduğunu söyledim.

sonra gün batımı doğu kıyısında daha güzel görünmeye başladı.

dedin ki "dostum david, iyice aç gözlü ve kaba olmaya başladın"

dedim ki "nerelerdeydim bilmiyorsun."


kalkışa geçen bir uçak vardı, inişe geçen de bir başka uçak.

bir binanın yan tarafında "kahvaltı" tabelası okunuyordu.

dedin ki "pelikanla karşılaştırdığında, uçak bir hiçtir."

ve ben de orasının meksika tarzı akşam yemeği sunabilecek bir yer olmasını umdum.

böylece biraz burrito alır birazcık da ispanyolca konuşurdum.

dedin ki "kuş hem sessiz hem de kesinlikle nasıl balık yakalayacağını biliyor"

dedim ki "bebeğim buradaki kimse polisi aramayacak, anlıyor musun, patron iyi biri gibi duruyor ve garson çok sevimli. herhangi birini indirmek çok yazık olur"

dedin ki "ödümü patlattın, çok ileri gidiyorsun, arabama atlamadan önce beni istemiyordun bile."

dedim ki "bebeğim, şu ana kadar gördüğüm en güzel kadın olabilirsin ama nerelerdeydim bilmiyorsun."

19 Temmuz 2014 Cumartesi

hastayı kaybediyoruz

Uzaklık: 538 km
Hissedilen uzaklık: 2,827 km

11 Temmuz 2014 Cuma

bu hikayede hiçbir sigara zarar görmemiştir

temmuz 5 sabahı kadar serin yatağın o tarafı.
alt üst kirpiklerim tüm gece birbirlerine doyamamış, ayırması çok zor.
el yordamıyla saati bulmaya çalışıp kafamı çeviriyorum.
ah ulan nasıl göreyim- her sabah ne denli miyop olduğumu unuturak uyanıyorum.
bu saatlerde ürpererek balkona çıkmayı çok seviyorum.
sabahlığım 10 yıllık, henüz edebi cümlelere yedirilecek yaşta değil.
elimin tersiyle akan burnumu siliyorum.
gözüm çiçekleri kesiyor.
itiraf edeyim, evim güney cepheye bile bakmıyor.
haliyle her geçici heves sonucu alınan çiçekler kadar intikam istiyorlar.
eğreti rüzgar gülünü ilk kez döndüren rüzgarı yakalıyorum.
ben bu sabah, farklı olarak, bir sevgiyi öldürüyorum; şehirler kimbilir hangi olaylara gebe.
sıkıyorum, son damlasına kadar çıkartıyorum.
son kullanma tarihini asla umursamayan bir adamı daha uğurluyorum.
ben maalesef, ağzımın tadını bozamıyorum.

22 Mayıs 2014 Perşembe

mahkumun son arzusudur

Dramaya ihtiyacımız vardı gecenin bir saatinde,
Biz de evden çıktık.
İnsan kendisini en genç nasıl geri çıkacağı düşüncesini erteleyerek bir yokuştan koşar ayak indiğinde hisseder.
Biz yıllardır kendimizi, avuçlarımız avuçlarımızda en genç hissettik.

Aralık aylardan.
Posta kartı atacağım muhtemelen, üzerinde üşümüş bir Paris fotoğrafı.
Uzun süre bakma, gözlerin daha fazla üşürse beyaz olacak.
Kapat.

22 Mart 2014 Cumartesi

they're just spies

we're all fugitives
look at the way we live

4 Şubat 2014 Salı

Öf

Bi süre geçtikten sonra abartılmıyor ya hani çoğu şey.
Ne yazık aslında.
Abartınız hanımlar ve beyefendiler.
Mesela, atlayınız ilk gelen otobüse.
30M de gelse, sanki hiç gitmemiş gibi Beşiktaş'a, gidiniz. 
Başka örnek gelmedi aklıma. 
Neyse.

25 Ocak 2014 Cumartesi

Babama ilk kez benim izlemekten keyif aldığım bir televizyon programını tek bir uzaktan kumanda hamlesiyle değiştirdiğinde inanamamıştım. Ama ben izliyordum ve sonunu merak ediyordum? Nasıl bu kadar görmezden gelebildi beni? Odama gittim.

babam, kahramanım olmaya yaklaşamadı bile.

-Anne, hep kanepede oturup portakal soyardı-

Annem, ne zaman portakal soymak istesem elim kokmasın diye izin vermez, kendi soyduklarını ağzıma tıkıştırırdı. Sanardım ki, hayata O'nun yapamadıklarını yapmak için gelmişim. Aptallık ya, buna inandım durdum 23 yıl.

Ha, bir de..
Ben bir gün kalbimi deşerek, kanatarak, kaşıyarak bir şeyler karaladım kağıda.
Sonra onu evin bir yerlerine saklayıp, gittim tek başıma.

okumuşlar.
ağlamışlar.
etkilenmedim.
ağlamaları için yazmamıştım.

O kağıt, çok değerlidir hükmümde.
Bu akşam o kağıda zerre kadar önem verilmediğini fark edebildim sonunda.
O kağıda rağmen, ağızlar kıpırdadı, sesler azaldı, ağızlar kıpırdadı, ağızlar karardı.
Hak etmeyen anne ve babayaydı o içtenlik.
Geri alabilsem, alırdım.
Kanata kanata, tüm sözleri çıktığı yere sokardım.

24 Ocak 2014 Cuma

dün gece ne mi oldu

hormonlarıma yaptırımda bulunmayı hiç istemem.
emredilmiş bir mutluluk değildi, onu önce bir kabul etmek lazım.
böyle organik bir duygusallık görülmüş mü daha önce, toprak kokuyor mis gibi.
birisi asfaltta değil pamuklu yastıklarda yürüdüğünü söyledi.
diğeri sadece "muazzam" diyebildi
öbürü saatlerce şunun yüzünü izledi
herkes olmamalı bence zaten o odada
sadece ayaklarımla ılık ılık derelerin ayaklarını birleştirdiği birkaç insan işte.

5 Ocak 2014 Pazar

yeni yılın ilk yazısı

23'üme bir günden az zaman kalmışken, tüm burç yorumlarımı okudum ve müthiş bir talihsizlik sonucu kaydedemeden bilgisayarın kapanmasıyla master başvurum için saatlerce emek vererek gözlerimin nuruyla yazdığım motivation letter'ımın uçup gitmesini hayra yormaya karar verdim.

Allaaam burç yorumları bize tam olarak istediğimiz şeyi mi veriyordu lan yoksa....

Bu arada tarihe ilk kez info@...'lı mail adresine trip atan insan olarak geçebilirim.
LSD içeceğinize master'a başvurun amk.
Nasıl kafalar nasıl kafalar.

Bu arada yeni yıl kararı: Her cümlenin başlangıcını büyük harfle yapıcam.... çünkü artık büyüdüğümün farkında... FAK!