27 Kasım 2012 Salı

açtım şu malum kadının albümünü. bangır bangır bağırtıyorum. kimsenin üzerimde bu türlü bir etkisi yok, nasıl da gevşetiyorum elimdeki ipleri. vallahi gurur duyardı kendisiyle, bir bilse.
dertlerimi, tasalarımı; tokalarımı koyar gibi bi sepete koydum daha demin.
dursunlar bi allah aşkına, sabah alırım koyduğum yerden geri. öf.
bazen elimdeki malzemeyi çok detaylıca biliyorum ama göz kararı işin içine girdi mi çıldırıyorum, dünyadaki tüm tecrübeleri sikiym.
geçenlerde yürüyorum sadece yalnız insanların yürüyeceği kadar hızlı bir şekilde kaldırımda. önümdekiler hiç yalnız değil besbelli. o ne biçim bir yavaşlık lan öyle. beyler bayanlar, sizleri öldürmek istemiyorum, hepinizin birer hayatı, o hayatlara da değişik renklerde ve kalınlıklarda iplerle bağlı başka hayatları var, bana düşmez o yüzden o iplerdeki gerilmeleri ihmal etmek. ben sadece kenara çekilin istiyorum. geri çekilin de insanlar baş parmaklarını pantolonlarının kemer takılacak yerlerinden geçireceklerine yalnızlıklarından geçirip siktirip gitsinler değil mi.
ben özellikle aranızdan birini üzmeyi hiç istemiyorum.
yine yalnız olmayanların sinir bozucu bir yavaşlıkta yürüdükleri kaldırımlara dönecek olursak, bilmiyorum kaç zamandır hiç parfüm kullanmıyorum ben.
süprizlerin bokunu çıkarttıysan, süpriz yapmadığın zaman şaşırırlar, herkes mutlu olur.

küçük yaşta elime bir gitar vermediler, vermiş olsalardı bir çoğunuz adlandıramadığınız dertlerinizden yoksun olacaktınız şimdi. ne yapalım. başka hayata artık

24 Kasım 2012 Cumartesi

uzak uzak memleketlere gidip durma amk ya.

20 Kasım 2012 Salı

mutlusun, kabul et.

18 Kasım 2012 Pazar

"Başkasının erkeği gibi güzeldi."

17 Kasım 2012 Cumartesi

"Bir duygunun uyanışından sorumlu olan kişinin daha sonra o duyguya yetersiz kaldığını düşünmek çok garipti. Eric aşk tutkusunu uyandırmış, ama o tutkunun gerisinde kalmıştı, hatta bu tutku Eric'in yerine geçmişti. Alice bu aşkı Eric'in yanında hissetmiş olabilirdi fakat acaba gerçekten Eric'e karşı mı hissetmişti? Hissettikleri hiç bir zaman yerine getirilmemiş sözler gibi değil miydi? Eric uyandırdığı duygulara yanıt veremeyecek kadar yoksuldu, bu hasreti dindiremeyecek kadar yetersizdi. Eric, anlamını bilmediği halde zekice bir şey söyleyen, bu yüzden de ona yüklenen değerden sorumlu tutulamayacak bir salak gibiydi."

Cevab Veremedi

+ "Yağ hücre sayısı bir kere arttığında bir daha asla azalmaz"
- YAĞ ÇÖZÜCÜ İÇERSEM??!!

14 Kasım 2012 Çarşamba

dün gece külotlardan bahsettik.
fırfırlı dantelli şifonlu ipekli pamuklu külotlardan...
sonra ezgi, külot sınırını aştığı için litvanyadan gelirken nasıl çok sevdiği külotlarını bavulundan atmak zorunda kaldığından bahsetti.
külot sınırı değil, kilo sınırı olduğunu hepimiz çok geç farkettik.
sessizlik devam edince "BEN O YÜZDEN KÜLOTLARIMI ATMIŞTIM LA.." dedi. neyse ki sadece şaka yapıyordu. ya da biz öyle inanmak istiyorduk...
hiç uyumadan sınava gidiyorum şimdi.
hayat, sen bana iyi davranmadın...

13 Kasım 2012 Salı

Damarlarimda dolasmasina izin verdigim tum hisler, zehirlemeye basladiginda ruhumu, hepsini, ne varsa, toplayip kucagima.. Etrafa bakiniyorum.

"biten sevgiler nereye gidiyor?"

Eski tip salon parkeleri var ayaklarimizin altinda. Hayatin sundugu her seyi igrenc bir aclikla tuketmekten sekli bozulmus, carpilmis, egilmis, bukulmus, birbirlerinin uzerine cikmis, duzensiz bosluklar olusturmus kocakari disleri gibi.. Parkeler.. Bosluklu..

Biten sevgiler kollarimda eriyor. Cok sicak oluyor icerisi cunku bir sevgi bittiginde.
Sevgiden ne kaldiysa geriye.
Bosluklardan iceriye.
Sızıyor.. Sızıyor.. Sızıyor..

11 Kasım 2012 Pazar

you belong with me
not swallowed in the sea
you belong with me
not swallowed in the sea

yüzünün ortasına 
bağıra bağıra 

10 Kasım 2012 Cumartesi

adını, sözlükte solframe'de görmem ve günümün sikilmesi..
o orospu çocuğuyla ilgili "idam edilsin, gebertilsin, yaşamasın" diyen onlarca insan..
bunların hiçbiri yoklama imza listesini adını silmişler midir diye her gün telaşla kontrol etmemi değiştirmiyor.
olmaman gereken bir yerdesin.
ve yapabileceğim hiçbir şey yok.

Sınav Dönemi Halet-i Ruhiyesi
parlak olan her şey tarafından inanılmaz cezbedilen bir sinekten daha beter bir vaziyette, parlak olmasına bile gerek olmayan herhangi bir şey için, çalışma masamdan kalkıp saatlerce onunla ilgilenebilirim.

8 Kasım 2012 Perşembe

muhtemelen hayatım boyunca bana kimse inanmayacak ama..
daha demin annemin getirdiği tabaktaki birinci elma diliminin üzerine hafifçe çıkmış olan ikinci elma dilimini zihin gücümle kıpırdattım.
bunu "birinci elma diliminin ikinci elma diliminin kapattığı yerinde acaba herhangi bir çürük var mı ki?" diye anlık bir düşünceyi kafamdan geçirerek başardım.
of neden bu gibi olası über durumları yakalayıp tespit etmesi için her insana bir uşak tertip edilmiyor??
hayat hiç adil değil.
bugün annem beni kolumdan tutup özcan deniz'in saç, fahriye evcen'in yüksek frekans kikirti olarak katıldığı film Evim Sensin'e götürdü.
ağlamadım.
ağlamadım.
sonra kızın küçükken yıldız kaydığını görünce babasının üstüne düştüğünü sanıp ağladığını öğrendiğimiz sahnede ağladım.
sonra ağlamadım.
ağlamadım.
film bitti.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Dünyanın sonu eski sevgilisini unutamayan bedbahtlar yüzünden gelecek.
ya ben bir şeyi anlamıyorum.
bu benim eski arkadaşlarımla sık sık yaşadığım bir sorun.
ben geçmişimden kimseyi aramıyorum. bi süre geçiyor. onlar beni arıyorlar. bu tablodaki 'hayırsız'  ben oluyorum sonra.

şimdi benim bir arkadaşım olsun. ben onunla zamanında çok çok önemli bir dönemi kol kola atlatayım. bende yeri çok ayrı olsun. sonra biz ayrı düşelim onunla. o bi tarafa gitsin ben bi tarafa. sonra ben onu hiç arayıp sormayayım. (HATA GELDİ GALİBA) ama amaa.. şunu dinleyin. aynı şekilde o da beni hiç arayıp sormasın.

bu durumda, eşit olmuyor muyuz? iki taraf da birbirini aramıyorsa, arama eyleminin gerçekleşmesi için iki kişi gerekiyorsa, neden ben hayırsız oluyorum. hayırsız bölü iki olmaz mıyım ben?

aradan geçen bunca zamanda ben şöyle düşünüyor olurum: X ile ben çok özel şeyler yaşadık. Ve aramızda hiç kaybolmayacak bir samimiyet olduğuna eminim. bugün bi yere çay içmeye otursak kaldığımız yerden aynen devam ederiz.

o ise şöyle düşünüyordur: Y çok değişti. beni arayıp sormuyor. hayatımda neler olup bittiğini bilmiyor. artık benimle görüşmek isteyip istemediğinden bile emin değilim.

kenara minik bir bölme çizelim ve içine şu faktörü yazalım: İKİ TARAF DA BUNCA ZAMANDIR BİRBİRİNİ ARAMAMIŞTIR.

ulan ben senin samimiyetine inanıyorum. ben sana güveniyorum. nedense, benimle görüşmek istemediğin bir dünya hayal bile etmiyorum. üstelik aynı durumda hesap sormaya kalktığımızda eşit bile sayılırız çünkü onca zamandır sen de beni aramadın. SEN BENİ NİYE ARAMADIN MADEM? ben hesap sorup suçlamalar yapıyor muyum? o kadar uzaklık varken aramızda, yaşadığım şehre geldiğinde neden haber vermedin?

çünkü seninle görüşmek istemediğim sonucuna vardın.
galiba haklısın. sana bu fırsatı ben verdim yani.
hayatımda ilk kez böyle bir şey diycem ama.. KEŞKE HERKES BENİM GİBİ DÜŞÜNSE LAN.
koyarım empatisine şusuna busuna. ilk kez tüm fikirleri çiğneyip kendiminkini genel geçer kabul edicem.
bence ben bu konuda inanılmaz mantıklıyım amk.

arayıp sormamak bazen görüşmek istemediğin anlamına gelebilir.
ama bazı durumlarda da öyle bir şey yoktur. sadece aramadığın için aramamışsındır. ama zaman zaman aklına gelebilir. gülümseyerek hatırlarsın, o kişi bir birim bile kaybetmemiştir değerinden.
çoğu dostumun o bazı durumlarla bu bazı durumları ayırabileceğine güvenmişimdir her zaman.
ama öyle olmayabiliyormuş.
anlamış oldum.

mehmetciğim.
özür dilerim.
ama umarım beni anlamışsındır.
seni seviyorum ve keşke hep burda olsan da beynimi siksen.
ama adana güzel bir şehir. hele kış'ı çok güzeldir. sev orayı. hayatını da sev. ve bana hep güven. başına ne gelirse gelsin yıllar sonra beni aradığında hep aynı tonda "LAN?" diycem.
gülüşücez.


6 Kasım 2012 Salı

Galiba bolumumu en cok, hocanin, ornek diyet listesinde 1 degisim kurubaklagil verilmesi gerekirken 2 degisim verildiginde "kadin baklagil seviyor heralde.." diyip gecebildigi icin seviyorum.
Tüm dizilerdeki ve filmlerdeki iki önemli karakterin tam öpüşecekken çalan telefonları ve "excuse me, i've gotta take this"lerinin toplamını güce çevirecek bir makina olsa, olası zombi istilasından yüzümüzün akıyla çıkabileceğimize inanıyorum.

4 Kasım 2012 Pazar

daha demin Chris Martin ile elele göz göze bir rüyamdan uyandım yine.
bende bir problem mi var lan acaba.
bu iki oldu. öyle gerçek rüyalar ki rüyanın içindeki mantıklı şeyler rüyayı inanılmaz korkutucu yapıyor.
uyandığımda "nereye gitti bu adam lan alla allaaağ?" diye etrafa bakındım, o kadar saçma bir durum.
rüyanın ayrıntılarını anlatmayayım, gören var göremeyen var şimdi ayıp olmasın sevgili kardeşlerime.

3 Kasım 2012 Cumartesi

arkada çalan mıymıy müziklerle değil de.
böyle kafasına bir şey takılmış ama bir türlü çözemiyormuşcasına rahatsız müziklerle.
öpüşelim.

2 Kasım 2012 Cuma

Bugün soldan sağa harun, ben ve tuba derste yan yana oturduk.
Sohbete tuba'nın dahil olduğu bölümden alayım.

harun: .........yani merve, 21 yaşındasın ve hayatın bok gibi.

tuba kafasını telefondan kaldırıp bu cümleyi duyduktan sonra litvanyalı sevgilisi sarunas ile mesajlaşmaya devam etti.

KONUNUN BAŞI YA DA SONU ÖNEMLİ DEĞİL LAN.
tuba'nın, harun'un bana sadece bunu söylemiş olduğunu sanması çok şakalı bence.

neyse.
dün taksim'den mecidiyeköy'e dönerken metrodaki adamın sürdüğü bebek arabasında yatan ama içinde bebek olmayan bebek montu gece rüyama girdi. mont yavaş yavaş kıpırdıyor. HEY.. HEY BUNUN İÇİNDE BEBEK VAR GALİBA diye etrafa sesleniyorum. meğer adamın bebeği aslında ölmüş ama teknolojiyle montuna aktarabilmişler ruhunu. BOŞ BEBEK OLAYI dediğimiz bu olay gündemimizde bir hayli yer edeceğe benziyor.

bugün olan başka bir olay ise, harbiye orduevi'ne ezgi'yi ziyarete gitmem idi. babamla konuştum. bi şekilde beni öğrenci katına kaydettirmeye çalışacak. dostlarım, bu postu okuyanlarınızdan sadece babası subay olan ya da askeriyeyle bir bağlantısı olanlarınız harbiye orduevini görebilecekleri için bırakın da size açıklayayım. harbiye'deki hilton otelini biliyoruz hepimiz değil mi. İŞTE ONUN DAHA GÜZELİ. bu kadar net. the oc dizisindeki otelde yaşayan zibidi bi bebe vardı adı oliver idi. onun gibi bir hayat sürmeme çok az kaldı galiba. hayırlısı.

olan biten bu kadar.